İksir Dergi
Tırı Vırı

Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır demişler. Biz kendimizi yakacağımız bir çağa denk geldik maalesef. İnsan kalabilmenin zorluğuna inat, kolay lokma olmamaya çabalarken bizi çiğneyip kâh tükürmüşler kâh bütün vitaminlerimizi iliğimize kadar sömürmüşler. Uçuruma sürüklemişler, uçurumdan atlarken biz de sevdiklerimize tutunmuş ve onları yormuşuz. Bu düşüşün sonu yok mu? İlla ki var sevgili okuyanlar. O vakit bırakın tutunmaya çalışmayı ve düşüşün keyfini çıkarın. Nasıl olsa yaradılışımızda bir yol bulmak var. İçimizdeki inanç, ışığımız olsun.
Hep çiçek bahçesinde yürüyemeyiz değil mi? Hayat bu. Her şey var içinde. Gelelim 8 Mart’a. Her 8 Mart’ta kadınlara saygı ve sevginin biraz daha yitirildiği, saçımızın uzun aklımızın ise kısa kabul edildiği bir dünyada kadınlar gününü kutluyoruz. Düşüncelerimizi henüz eyleme daha dönüştürmeden kurşuna diziyorlar ve sonra gününüz kutlu olsun diyorlar. Samimiyetsiz ve içerisinde en ufak merhamet, insanlık barındırmayan şovlar..
Zaten çocukların zulüm gördüğü ve savaşlara şahit olduğu bir çağda hangi gün, hangi bayram kutlanır bilemedim.
İnancımın kaybolduğunu düşünmeyin. Böyle duygulara kaptıramazlar beni. Sadece bu aralar üst üste yedik tokatları. Ama mesele vazgeçmemek. Kışın sonu bahardır. Zorluklar elbet geçecek ve yenileri gelecek. Onları da alt edeceğiz. İçinde bulunduğumuz durum, beyaz bayrak astırtmasın bize. Biz yine de kalan ömrümüzü bayram tadında geçirelim.
Bu kadar duyarlı olduğum için kendimden özür dilemeli miyim bilemedim ama ânı yaşayabilirsek enerjimiz tükenmez sanıyorum ki. Kahkahasız geçmesin hiçbir günümüz. Aksi zor. İyi insanların, ruh gibi dolaşıp sadece kendine zarar verdiği ve beyaz bayrakla dolaştığını görmek daha çok üzer bizi. Kendinize iyi gelen ne varsa onu bulun. Bulmakla kalmayın ve yapın. Elinizden gelmeyen durumlar için de kendinize yüklenmeyi bırakın. Zirâ dert kucaktan inmiyor zaten.
Bayramımız çocuk kahkahasıyla şeker tadında olsun. Oldurabiliyorsanız da musmutlu bayramlar. Eliniz kime uzanabiliyorsa, kimin yüzüne gülücük kondurabiliyorsanız kalbiniz o kadar iyileşir. Karanlığın içinde bir çocuğun vazgeçmeden gülebildiği gibi umudunuz ve inancınız sönmesin. Ne demiş üstat; Ölmek bir şey değil, yaşayamamak korkunç. Öyleyse yaşayın, yaşatın. Ne kadar ömrümüz kaldı kim bilir. O yüzden umudunuzdan öpün ve yola yıkılmadan devam edin. Azıcık çöktük ama olsun. Çiçek her zaman açacak. Mevsim kış olsa dahi, umutlar hep ilkbahar.
Sevgiyle ve azimle kalın.
Aydınlık günlere…