İksir Dergi

Sıradan Bir Gündeki Olağanüstülük

Sıradan Bir Gündeki Olağanüstülük

Her sabah farklı bir saatte uyanıyorum. Bazen günün beni erkenden çağırdığına inanıyorum, bazen de sanki o çoktan başlamış oluyor ve ben ona yetişmeye çalışıyorum. Ama her seferinde, yatağımın aynı yumuşaklığında gözlerimi açıyorum. Bir süre tavana bakıyorum, odanın sessizliğinde sadece kendi nefesimi duyuyorum.

Mutfakta Nespresso makinemin her zamanki o sinir bozucu sesi yankılanıyor. Kullandığım kahve kapsülünü senelerdir değiştirmedim. Aynı koku, aynı tat, aynı alışkanlık. Kahvemi elime aldığımda sıcaklık; her zamanki gibi avuçlarımı dolduruyor. Kahve kupamdaki buhar, pencereme doğru her sabah aynı açıyla süzülüyor ve o tanıdık kokuyla odayı yavaşça dolduruyor.

İşte tam o an fark ediyorum: Belki de hayat, büyük sürprizlerden değil, küçük tekrarlardan oluşuyor. Her şey aynı, her şey sıradan gibi… ama belki de asıl mucize, değişmesini istemediğimiz şeylerin arasında hala yaşayabiliyor olmamızda gizli. Aynı fincanda, aynı seslerde, aynı kokuda hayatın sessizce bize “buradayım” dediği küçük ayrıntılarda.

Bazen kahvemi bitirip spora gidiyorum. Salonda her şey tanıdık; aynı ağırlıklar, aynı aynalar, aynı yüzler… Ama her seferinde başka bir ben giriyorum oraya. Bazen güçlü hissediyorum, bazen yorgun. Bazen sadece zihnimi susturmak için oradayım, bazen de kendi sınırlarımı biraz daha zorlamak için.

Bedenimin sınırlarını zorlamak sadece fiziksel bir mücadele değil; aynı zamanda içimdeki sabrı, direnci ve küçük zaferleri fark etme fırsatı. Terledikçe zihnimdeki fazlalıklar da akıyor sanki. Vücudum yanarken bedenimin hala ne kadar “yaşayan” bir şey olduğunu hissediyorum.

Bazen de sokağa çıkıyorum, markete uğruyorum. Kasada önümdeki kadın bozuklukları tek tek sayıyor, ben içimden dua ediyorum, “Lütfen kartla öde, lütfen kartla.” Ama o cebinden bir tomar bozuk çıkarıyor, ben de hayatın bana sabır dersi verdiğini fark ediyorum. Ama sabretmeyi öğrenemedim, sevemedim. Sinirlenip neden online sipariş vermediğimi sorguluyorum. Benzer olayları o kadar fazla yaşıyorum ki. Ne zaman acelesi olan bir işim olsa sanki evrenden özel olarak gönderilmiş biri hep önümde belirir.

ATM’de dakikalarca tuşlara basar, bekler, düşünür, bir daha basar… Sanki banka hesabıyla değil de hayatıyla yüzleşiyordur orada. Önce içimden söylenirim, sonra istemsizce gülümserim. Hayat tam da planladığımız gibi gitmiyor. O anlarda farkında olmadan zamanın akışına teslim olur, istemediğimiz bekleyişlerin içinde bile küçük bir farkındalık yakalarız. Çünkü bazen hayat tam da böyle duraksamalarda nefes aldırır insana; ATM sırasındaki bir bekleyişte, kırmızı ışığın bitmek bilmediği bir anda ya da hazırlanamadığın için kahvenin yavaşça soğuduğu bir sabahta..

Ve işte fark ediyorum ki hayat çoğu zaman göz kamaştırıcı değil ama sıradanlık, kendi içinde olağanüstü. Tekrarlayan, sıradan sandığımız günler aslında bize yaşamın en kıymetli armağanını sunuyor: Fark edebilme yetisini, her anı yaşayabilmeyi ve hala burada, hala kendimiz olabildiğimizi hatırlatıyor.