İksir Dergi

Son Osmanlı da Bir İstanbul Masalı : SİNEKLİ BAKKAL

Son Osmanlı da Bir İstanbul Masalı : SİNEKLİ BAKKAL

Merhaba sevgili okurlar, Bu ay, kafamda uzun kıyaslamalar sonucu sizlere bir yerli roman yorumlamaya karar verdim. Benim de kişisel olarak çok sevdiğim bir Halide Edip Kitabı : Sinekli Bakkal. Bu kitabı yorumlamaya karar verdikten sonra daha önce belki 20 defa okumuş olmama rağmen ( evet evet 20 defa okudum gerçekten şaka yapmıyorum, çünkü ben sevdiğim şeyleri tekrar etmeyi seviyorum. Bir de belki tipik bir başak burcu olarak sonunu bildiğim filmler ve kitaplar bana güvende hissettiriyor.) yeniden okudum. Zaten mevsim kış her türlü gideri var, sınırsız kahve eşliğinde.

Kitap aslında ilk olarak Türkçe değil İngilizce “The Clown and his Daughter” (Soytarı ve Kızı) adıyla 1935 yılında yayınlanmış; ancak 1 yıl sonra ve bu defa ismi Sinekli Bakkal olarak değiştirilerek Türkçe yayınlanmış. Kitabın İngilizcesini de okudum ama ilginç bir şekilde, İngilizcesi ile Türkçesi arasında bazı temel farklılıklar gördüm, bunu araştırdım ve baktım ki yazar aslında İngilizcesi ile Türkçesini farklı kurgulamış. Kitap 1942 yılında CHP Roman yarışmasında birinci olmuş ayrıca filme ve bir çok müzikale uyarlanmış.

Bu kitapta Halide Edip okurlara Osmanlının son yıllarından II. Abdulhamit döneminden bir İstanbul masalı sunuyor. Ama öyle bir zengin bir masal ki kitapta dedikoducu mahalle kadınlarından, külhanbeylerinden, karagözcüsünden, yobaz imamından, Abdülhamit’in zaptiye nazırına kadar her kattan insan var ve en güzeli de hiç biri diğerinden daha az önemli değil.

Kitabın tek bir başkahramanı yok, öyle ki her bölüm de sanki başka bir karakter başrole yükseliyor, aynı kahraman diğer bölümde yan karaktere bir tür figürana dönüşüyor. Yazarın kitapta ki en büyük başarısı bana kalırsa bu karakterlerin birbirinden her anlamda çok farklı olmasına, hatta özellikle dini ve siyasi olarak birbirlerine zıt olmalarına rağmen birbirleriyle uyum içinde yaşamayı başarabilmeleri. Örneğin kitabın en önemli karakterlerinden biri olan çok koyu muhafazakar ve hatta Hafız olup mevlitlerde Kur’an okuyan Rabia, kendisinden yaşça çok büyük bir Hristiyan olan piyano hocası İtalyan Peregriniye aşık olup evleniyor. Ama bu çiftin bir araya gelmesi o kadar sakin anlatılmış ki, bir bakıma su akmış yolunu bulmuş, hiç yadırganmıyor.( bu tür bir ilişki günümüzde çok sık görülse ve hoş karşılansa da romanın geçtiği yıllar için çok mümkün değil)

Romanın olay çatısını, Sinekli Bakkal mahallesinde bakkallık yapan Karagözcü Kız Tevfik’in, mahalle imamının kızıyla evlenişi, sonra bu kadınla geçinemeyip ayrılışı ve karısının taklidini yaptığı için İstanbul’dan sürülüşü, kızları Rabia’nın imam dedesince yetiştirilip ünlü bir hafız oluşu, sürgünden dönen babasıyla yaşamaya başlaması oluşturur. Mevlevi Vehbi Dede’den musiki dersleri de alan Rabia İtalyan piyanist Peregrini’ye âşık olacak, Genç Türkler’e yardım eden Kız Tevfik yeniden sürgüne gönderilecektir. Müslüman olan Peregrini’yle Rabia’nın evlenişi ise bir bakıma romanda savunulan görüşlerin (Kuruşuş için Batı ve yerli ayrılmamalı birleşmeli aynı potada erimelidir) doğrulanmasıdır.

Tasavvufi mistisizmiyle Rabia Doğu’yu, Peregrini de akılcı Batı’yı simgeler. Kurtuluş, ikisinin birleşimindedir. Kitaptan çok fazla ayrıntı vermek istemiyorum çünkü biraz merak edin ve okuyun istiyorum. Bence Türk edebiyatı seven herkes okumalı ama Özellikle Osmanlının siyasi tarihine, kültürüne ilgi duyanlar mutlaka okumalı. Bu kitapla ilgili en güzel yorumlardan birini ise annem yaptı: eski bir Türk filmi seyrediyorum gibi dışarda yağmur var, odun sobasının üstünde mercimek çorbası kaynıyor gibi bir his.

Hayatın merkezinde farklılıklar var. Siyasi dini kültürel bir çok ayrıntı ve her ayrıntının başka başka savunucuları var. Herkes doğal olarak kendini haklı bulur, fakat hangisi en doğru: farklılıkları görmezden gelmek mi, onlara tahammül etmek mi, yoksa gülümseyerek hoş karşılamak mı ? Belki de hiç biri, en güzeli farklılıkları değiştirmeye çalışmadan birlikte yaşamaya çalışmak. Hah işte bu roman tam bu, ötekileştirmeden yadırgamadan birlikte yaşamanın güzelliği ve zenginliği. Romanda şöyle bir sahne var: çingene karısı Pembe, cüce Rıfat, Mevlevi şeyhi Vehbi efendi, hafız Rabia ve İtalyan piyano hocası Peregrini köhne bir bakkalın arka bahçesinde bol sarımsaklı cacık ve patlıcan kızarmasından oluşan menü ile yemek yerken sürgüne yollanmış bir orta oyuncusu Kız Tevfik’ten bahsediyorlar. Başka nerde bu kadar farklı bir kitleyi bir sofrada bulabilirsiniz ki ?

Kitaptan küçük bir alıntı ile bu ay ki yazımı sonlandırıyorum, sevgiyle kalın, kitapla kalın, karanfille, yağmurla ve kahveyle kalın.

Sen hiç Sevdin mi? Sevmesem İnsan olmam.