İksir Dergi
Geçici Vatandaş: Dubai

Dubai’ye giderken kafamda net bir beklenti yoktu. Zaten bu şehirle ilgili beklentiye girmek biraz riskli. Ya çok etkileniyorsun ya da hiçbir şey hissetmiyorsun. Ortası pek yok gibi. Ben hangisi olurum, açıkçası emin değildim.
İndiğim anda fark ettiğim ilk şey düzen oldu. Her şey yerli yerindeydi. Hava sıcak ama bunaltmıyor, şehir kalabalık ama yormuyordu. Sanki biri oturmuş, insanı en az ne rahatsız eder diye uzun uzun düşünmüş. Sonra da buna göre bir şehir kurmuştu. Her şey akıyordu ama bu, kendiliğinden bir akış değildi.
Dubai’de beni en çok şaşırtan şey lüks, temizlik ve düzen oldu. İlk günlerde bu insanı etkiliyor, hatta biraz büyülüyor. Ama birkaç gün sonra her şey fazla kusursuz gelmeye başlıyor. Güzel ama mesafeli. Parlak ama soğuk. Dokunsan iz bırakmayacak gibi. Her şey olması gerektiği yerde ama tuhaf bir şekilde yerinde durmuyormuş hissi veriyor.
Palmiye Adası’nı gördüğümde çok şaşırdığımı söyleyemem. Fotoğraflarda defalarca görmüştüm zaten. Ama yukarıdan değil de aşağıdan bakınca başka bir his geliyor. Büyük, iddialı ve gösterişli. Konakladığım otelin havuzunda, suyun kenarında bir süre manzarayı izlerken şunu düşündüm: Burada yeterli diye bir kavram yok. Hep daha fazlası var. Daha yükseği, daha yenisi, daha parlak olanı.
Bir gün sonra mıydı, yoksa ikinci gün mü tam hatırlamıyorum fakat fark ettim ki burada hiçbir şey tesadüf değil. Hizmet, mimari, sokaklar, hatta boşluklar bile planlı. Başta bu insana iyi geliyor. Hayat kolaylaşıyor. Sonra yavaş yavaş kendine bir yer aramaya başlıyorsun. Çünkü her şey bu kadar düzgün olunca, insan bazen fazlalık gibi hissediyor.
Museum of the Future beni etkiledi ama aynı anda uzak da hissettirdi. Bir müzeden çok, iyi kurgulanmış bir film gibiydi. Gelecek anlatılıyordu ama kendimi o geleceğin içinde hayal etmekte zorlandım. Çıkarken kafamda net bir düşünce yoktu. Sadece adını koyamadığım hafif bir huzursuzluk kaldı. Belki de gelecek bu kadar pürüzsüz olmamalı diye düşündüm.
West Beach boyunca yürürken oteller, plajlar, mekânlar birbirinin önüne geçmeye çalışıyordu. Hangisi daha iyi, hangisi daha yeni, hangisi daha iddialı… Burada lüks bir hedef değil. Varsayılan bir durum.
Yemekler gerçekten iyiydi. Arap mutfağını tanıyorum, o yüzden tatlar bana yabancı gelmedi. Ama burada her şey biraz fazla düzgün sunuluyordu. Baharatlar baskın ama yorucu değil. Humusun tadı burada başka, etler daha yumuşak, pilavlar daha aromatik. Masalar dolu, sohbetler uzun.
Çöl safarisine çıkarken çok etkileneceğimi düşünmemiştim. Eğlenceli bir tur olur, biter sanıyordum. Asıl etki tur bittikten sonra başladı. Çölde kurulan çadırlarda otururken Dubai’den ne kadar hızlı koptuğumu fark ettim. Telefon çekmiyordu, etraf sessizdi. Ateşin etrafında oturmak, yerel dansları izlemek, kumun kokusu… Ayakkabımın içine dolan kumu fark ettim ama kalkıp dökmeye üşendim. O an her şey daha gerçekti.
Dubai’de ulaşım amaçlı bir yerden bir yere yürüdüğümü pek hatırlamıyorum. Şehir buna çok izin vermiyor. Her yere kolayca ulaşıyorsunuz, zorlanmıyorsunuz. Her şey pürüzsüz. Ama pürüz olmayınca insan bazen kendine ait bir şey bulmakta zorlanıyor. Yürürken düşünemiyorsunuz, düşünürken kaybolamıyorsunuz.
Dönüşe yakın aklımda tek bir düşünce kaldı: Burada yaşayabilirim. Ama ait olur muyum, bundan hâlâ emin değilim. Ben bu şehirde geçiciydim. Dubai ise, geçici olduğunuzu size hissettiren şehirlerden biri.